-
ZEYNEP TUNÇ
Tarih: 05-06-2026 12:52:00
Güncelleme: 05-06-2026 12:54:00
Son yıllarda kamuoyunda en çok tartışılan, ancak tartışılırken de ne yazık ki en çok manipüle edilen konulardan biri haline geldi nafaka. Çoğu zaman "ömür boyu mağduriyet" ya da "haksız kazanç" gibi içi boşaltılmış sloganlarla karşımıza çıkarılan bu konu, aslında bir lüks değil, toplumsal eşitsizliğin yarattığı boşluğu dolduran hukuki bir zorunluluktur.
Nafaka Bir "Gelir Kapısı" Değil, Bir Telafidir
Ülkemizde kadının iş gücüne katılım oranları ve ev içindeki emeği göz önüne alındığında, nafakanın neden hayati olduğu daha net anlaşılır. Pek çok kadın, evlilik süresince kariyerinden vazgeçmiş, çocuk bakımı ve ev işleri yükünü omuzlamış, dolayısıyla ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş veya bu bağımsızlığı hiç kazanamamıştır.
Boşanma aşamasında nafakanın kısıtlanması veya iptal edilmesi tartışmaları, sadece bir para transferinin durdurulması değil; kadının yoksulluğa terk edilmesi anlamına gelir.
-
Ekonomik Güvence: Nafaka, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olan tarafın (ki istatistiksel olarak bu çoğunlukla kadındır) asgari yaşam standartlarını korumasını sağlar.
-
Fırsat Eşitliği: Evliliği için mesleki gelişiminden feragat eden kadına, hayata yeniden tutunabilmesi için bir "geçiş köprüsü" sunar.
İptal Edilen Nafaka ve Güvence Kaybı
Nafakanın süreli hale getirilmesi veya belirli şartlar altında kolayca iptal edilmesi yönündeki söylemler, kadınları güvencesiz bir geleceğe itmektedir. Özellikle şiddet sarmalından çıkmaya çalışan kadınlar için ekonomik destek, özgürlüğe giden yolun anahtarıdır.
Gerçek şu ki: Maddi güvencesi olmayan bir kadın, şiddet gördüğü veya mutsuz olduğu bir evliliğe mahkum edilir. Nafakanın tartışmaya açılması, dolaylı yoldan kadının boşanma hakkının ve özgür iradesinin kısıtlanmasıdır.
Toplumsal Sözleşmenin Gereği
Bir kadının hayatı boyunca verdiği ev içi emeğin SGK prim karşılığı yoktur, emekliliği yoktur. Boşanma anında talep edilen yoksulluk nafakası, aslında bu görünmez emeğin hukuki bir iadesidir.
Nafaka hakkına dokunmak;
-
Kadın yoksulluğunu derinleştirir.
-
Çocukların yaşam standartlarını dolaylı yoldan düşürür.
-
Kadını ekonomik olarak aileye veya devlete bağımlı kılar.
Sonuç Olarak
Kadın haklarını savunmak, sadece şiddete karşı durmak değil, aynı zamanda kadının ekonomik onurunu korumaktır. Nafaka, "mağdur edilen erkekler" anlatısıyla gölgelenemeyecek kadar temel bir haktır. Hukuk, güçlü olanın konforunu değil, zayıf bırakılanın yaşam hakkını savunmalıdır.
Eğer bir toplumda kadınlar boşanmaktan "aç kalırım" korkusuyla vazgeçiyorsa, orada adaletten söz edilemez. Kadının güvencesi olan nafaka hakkını tartışmaya açmak yerine; kreş imkanlarını artırmayı, iş hayatında cinsiyet eşitliğini sağlamayı ve kadını gerçek anlamda güçlendirmeyi konuşmalıyız.
- Sivil Toplumun Sessiz Gücünde Yerel Basını Önemi
- 1 MAYIS EMEĞİN, DAYANIŞMANIN VE ADALETİN GÜNÜ
- KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN AÇILMALI MI?
- Mustafa Kemal Atatürk’ün Laik Türkiye Vizyonu ve Kadına Verdiği Değer
- 111 Yıllık Dinmeyen Sızı, Bitmeyen Gurur: Çanakkale’nin Kalbine Yolculuk
- Vicdanın İflas Ettiği Yer, Bir Kreşin Kapısından İçeri Sızan Karanlık
- 8 Mart Bir Takvim Yaprağından Fazlası
- TUVALDEN KALEME BİR ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSU: ASUMAN DOKUZLU VE
- BİR LOKMA EKMEK, BİN KAT KARDEŞLİK: RAMAZAN’IN RUHU
- Geleceğin Şafağında Kız Çocukları
- Unutmadık, Alışmayacağız: Yarınlarımızı Bilgiyle İnşa Ediyoruz
- Göklerin Namusu: Bu Bayrak İnmez!