-
ZEYNEP TUNÇ
Tarih: 20-02-2026 01:16:00
Güncelleme: 20-02-2026 01:18:00
Modern hayatın hızı içinde birbirimize "teğet" geçerek yaşadığımız şu günlerde, takvimler yine o büyük "durma" ve "düşünme" vaktini işaret ediyor: Ramazan-ı Şerif. Ancak bu ayı sadece bir takvim yaprağı veya belli saatler arası perhiz olarak görmek, onun sunduğu devasa toplumsal mirası ıskalamak demektir. Ramazan, özünde bir "fark etme" ve "onarma" mevsimidir.
"Önce Komşu"
Toplum bilimciler, bir toplumu bir arada tutan en güçlü bağın "dayanışma" olduğunu söyler. İslam medeniyetinin bu dayanışmayı en küçük hücreden, yani mahalleden başlatması tesadüf değildir. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, aslında bir güvenlik ağıdır.
Yardımlaşmaya en uzağımızdan değil, en yakınımızdan başlamak, toplumsal dokuyu temelden sağlamlaştırır. Bugün büyük şehirlerin yüksek katlı binalarında birbirinin yüzünü tanımayan insanların yaşadığı "yalnızlık pandemisi"ne karşı en büyük ilaç, iftar vakti kapısı çalınan bir komşudur. Sosyolojik olarak bu, yabancılaşmayı yıkan ve güven iklimini inşa eden en samimi eylemdir.
Paylaşmanın Estetiği
Duygusal açıdan Ramazan, insanın içindeki "ben" canavarını dizginleyip "biz" aynasına bakma vaktidir. Bir sofrayı paylaşmak, sadece fiziksel bir doygunluk sağlamaz; aynı zamanda:
Gönül Köprüleri Kurar: Birine "soframda sana yer var" demek, "hayatımda sana yer var" demektir.
Empatiyi Derinleştirir: Açlığın eşitlediği bedenler, başkasının yokluğunu sadece zihnen değil, kalben de hisseder.
Yalnızlığı Giderir: Özellikle yaşlı ve kimsesiz komşular için bir tabak yemek, "hala hatırlandığının" en somut kanıtıdır.
Soframızı Büyütme Vakti
Ramazan’ın bereketi, tencerenin içindekinden ziyade, o tencerenin kaç eve ulaştığıyla ölçülür. Yapılan yardımların gösterişten uzak, "sağ elin verdiğini sol elin görmediği" bir incelikle, ama mutlaka en yakından başlayarak dağıtılması gerekir.
Bu yıl iftar sofralarımızı sadece ailemizle değil, kapı komşumuzla, mahallemizdeki ihtiyaç sahibiyle veya yoldan geçen bir gariple şenlendirelim. Çünkü paylaşılan ekmek küçülmez, tam tersine bölündükçe tüm toplumu doyuracak bir berekete dönüşür.
Gelin, bu Ramazan’da sadece midelerimize değil, birbirimizin kalplerine de oruç açtıralım.
- 111 Yıllık Dinmeyen Sızı, Bitmeyen Gurur: Çanakkale’nin Kalbine Yolculuk
- Vicdanın İflas Ettiği Yer, Bir Kreşin Kapısından İçeri Sızan Karanlık
- 8 Mart Bir Takvim Yaprağından Fazlası
- TUVALDEN KALEME BİR ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSU: ASUMAN DOKUZLU VE
- Geleceğin Şafağında Kız Çocukları
- Unutmadık, Alışmayacağız: Yarınlarımızı Bilgiyle İnşa Ediyoruz
- Göklerin Namusu: Bu Bayrak İnmez!
- Gerçeğin Yalın Sesi: 10 Ocak ve Gazetecinin Sorumluluğu
- Bir Kimlik İnşası: Siyasetin Kalbindeki Filistin
- Bir Ölür, Bin Diriliriz
- Bir elime ,bir dünya,bir çocuk Zeynep Tunç yazdı..
- İnsan, Doğa ve Vicdan